Ahirzaman Ve Hz. Mehdi
Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır.
Güzel Hatırlatmalar
-
"Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir". Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek, fakat bin beş yüz (1500) seneyi pek geçmeyecek.
(Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)
-
Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Evlatlarımdan olan Mehdi’yi inkar eden beni inkar etmiştir.”
(Bihar-ul Envar, c.51, s.73)
-
Eğer müşriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.
(Tevbe Suresi, 6)
Güzel Konular
Gününe ya da saatine göre farklı ve sürpriz bir kişilik gösteren bir kişiyle dost olmak ister misiniz?
Çocukluk yıllarından itibaren karşılaştıkları olaylar, insanların kişiliklerinin gelişmesine pek çok yönden etki eder. Bazen zorluk ve sıkıntılar, bazen hastalıklar, ölümler, bazen de nimetlerin artışı ve elde edilen başarılar insanların kişiliklerini olgunlaştırır. Bu tarzda zamanla ve yaşanan olaylarla sürekli daha olumluya giden bir kişilik değişimi, insanlar için güzel bir nimettir.
Ancak bir de, insanların kişiliklerinin sağlam olmamasından kaynaklanan, ‘kişilik oynamaları’ vardır. Fakat bu oynamalardan kaynaklanan değişikliklerde sürekli daya iyiye giden bir gelişme söz konusu değildir. Dikkat çeken temel özellik, sadece ‘kişiliğin sürekli değişken olması’dır.
İnsan hayatında yaşanabilecek küçük büyük, sıradan ya da önemli her türlü olay, bu tür insanların kişiliklerinin değişmesine etki edebilir. Bir gün havanın yağmurlu, karanlık, kasvetli, karlı, yağmurlu ya da güneşli olması; bir gün yeteri kadar uyuyamamış ya da istedikleri yemeği yiyememiş olmaları, bir başka gün televizyonda izledikleri duygusal bir film, o kişinin o günkü karakterinin değişmesine yol açabilir. Aynı şekilde o gün işyerlerinde yaşadıkları bir olay ya da kendilerince aksilik olarak nitelendirdikleri bir durum bambaşka bir karaktere bürünmelerine neden olur. Bir sebeple aniden neşelenebilir, bir başka sebeple aniden hüzünlenebilir; günler ya da haftalar boyunca bu duyguların etkisi altında kalabilirler.
Kişiliklerinin neye göre ve ne zaman değişeceği konusunda hiçbir fikir yürütmek mümkün olmaz. Yıllardır o kimseyi tanıyan bir kişi, onunla karşılaştığında her zaman tanıdığı o kişiyi göreceğini zannederken, neredeyse hiç tanımadığı yepyeni bir insanla karşılaşmış gibi olur. Her zaman kendisine yapılan bir espriyi neşeyle ve kalenderlikle karşılayan bu kişi, bir gün birdenbire yapılan espirilere alınganlıkla, terslikle karşılık verebilir. Ya da her zaman kendisinden yardım istenildiğinde, fedakarlıkla yardım eden bu kişi, bir gün bu tarz bir talebi hoşnutsuzluk ve isteksizlikle karşılayabilir. Her zaman çok hızlı, çalışkan ve sorumluluk sahibiyken, bir gün lakayt, sorumsuz ve ilgisiz bir tavır takınabilir. Kısacası bir günü bir gününe; bir saati bir saatine uymaz. Bu değişiklikleri önceden tahmin etmek mümkün olmadığı için, bu insanlarla dostluk kuran kimseler sürekli sürpriz kişiliklerle karşılaşırlar.
Bu tür kimselerin gösterdikleri bu değişken kişilik modeli, son derece tedirgin edicidir. Çünkü güvenilir bir insanın en önemli özelliklerinden biri, karakterinin sağlamlığıdır. Bu da ancak bir kişinin imanlı olmasıyla mümkün olabilir. Sağlam karakterli bir insan, şartlar her ne olursa olsun; ne tür zorluklarla ya da ne tür nimetlerle karşılaşırlarsa karşılaşsın, kişiliğindeki özelliklerden hiçbir şekilde taviz vermez. Böyle kimseler sadıklarsa, her zaman sadıktırlar. Fedakarlarsa, her zaman fedakardırlar. Güvenilirlerse, her zaman güvenilirlerdir. Ne hava şartları, ne mevsim değişiklikleri, ne elde ettikleri başarılar, ne yaşadıkları zorluklar bu kimselerin o günkü ruh hallerine etki edemez. Çünkü müminler kişiliklerini Kuran’a göre şekillendirirler. Ve her an Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamayı hedefledikleri için de, gününe ya da saatine göre bu ahlaklarını değiştirmezler.
İnsanların bu konuda kendilerine almaları gereken ölçü şudur: Kendileri, kişiliği sürekli değişen, bir günü bir gününe uymayan, her gün her saat sürpriz bir tavır gösterebilen bir insanla yakın dost ve arkadaş olmak isterler mi? Elbetteki kimse böyle bir durumla karşı karşıya kalmak istemez. Her insan, karşısında güvenebileceği, tanıdığından emin olduğu, ne zaman ne yapacağını, neye nasıl tepki vereceğini bildiği bir insan olmasını ister.
İşte bu nedenle, her insanın bu gerçeği göz önünde bulundurarak, kendi kişiliğini de bu şekilde sağlamlaştırması ve güvenilir bir kimse olmayı hedeflemesi gerekir.
Müminler, cahiliye insanlarında görülen bu tarzda değişken bir karakter yaşamayı hiçbir şekilde kabul etmemelidirler. İman eden bir insan eğer iyi, hoşgörülü, merhametli, hoşsohbet, kalender, çalışkan, olgun bir insansa, -en az- sürekli bu şekilde olmalıdır. Ve zamanla, sürekli olarak kendini daha da geliştirip, daha da iyi hale getirmeyi hedeflemesi gerekir.
Allah’ın rızasına en uygun olan ahlak şekli budur. Allah Kuran'da, “sürekli olan salih davranışların Allah Katında makbul tutulacağını” şöyle bildirmiştir:
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.
(Kehf Suresi, 46)
Hastalıkta kişilik değiştirmek, müminin kabul etmeyeceği bir tavır bozukluğudur
İyilik, güzellik, rahatlık, kolaylık, sağlık, sıhhat, konfor... Bunlar elbetteki çok güzel nimetlerdir. Her insan, hayatının en rahat edeceği şartlar ve olabilecek en güzel nimetler içerisinde geçmesini ister ve bu gerçekleştiğinde de bundan büyük hoşnutluk duyar.
Ancak Allah dünya hayatında özel bazı durumlar da yaratmıştır. Zorluklar, sıkıntılar, hastalıklar, ölümler, yokluk ve kayıplar, her insanın mutlaka yaşamak durumunda kaldığı olaylardandır. Ve Allah bunları çok büyük hayır ve hikmetlerle yaratmıştır.
İnsan hiçbir zorlukla kırşılaşmadığında, hiç sıkıntı çekmediğinde, hiç bir şeye sabır göstermek durumunda kalmadığında; çevresindeki herkesten sadece iyilik, güzellik, güzel ahlak, maddi manevi destek gördüğünde, hayatını arzu ettiği nimetler içerisinde geçirdiğinde, sahip olduğu bu şartlardan dolayı mutlu olur. Bu şartlar altında gerginlik duyması, öfkelenmesi, kinlenmesi, kıskanması, tartışması; kısacası bazı kötü ahlak özelliklerini göstermesi için çok az sebep çıkar karşısına. Tam tersine, nimetlerin güzelliği ve etrafındaki insanların güzel tavırları, bu kişinin keyfini, neşesini, rahatını sürekli olarak daha da artırabilir. Dolayısıyla bu kişi de çevresine karşı son derece iyi bir ahlak gösterebilir. Hoşgörülü, olgun, affedici, mülayim, fedakar, kalender tavırlar sergileyebilir. Ancak tüm bu karakter özellikleri, sadece bu kişinin içerisinde yaşadığı şartlardan kaynaklanıyor olabilir. Çünkü bir insanın gerçek kişiliği, asıl olarak zorluk ve sıkıntı anlarında, yoklukta ve hastalıkta, haksızlığa uğradığında ya da mağdur olduğunda ortaya çıkar. İşte Allah'ın dünya hayatında çok çeşitli ve birbirinden detaylı eksiklikler yaratmasının çok büyük hikmetlerinden biri de burada gizlenmiştir. Allah bu şekilde, ‘gerçekten güzel ahlaklı olan ve her türlü şarta rağmen, gerçekten Allah için bu ahlakında sabır gösteren kullarını’ ortaya çıkarmaktadır.
İşte hastalıklar, insanların en sık, hatta hemen hemen her gün karşılaşabildikleri bu özel yaratılan durumlardan biridir. Bazı insanlar ufak tefek rahatsızlıkları o kadar önemsemeyip sadece daha hayati durumlarda tavır değiştirirken, bazıları da sıradan ve günlük bir rahatsızlıkta bile hemen başka bir kişiliğe bürünürler. Birazcık başları ağrıdığında, biraz uykusuz kaldıklarında, biraz fazla yorulduklarında, ilk önce bunu hemen yüzlerine yansıtırlar. Öyle ki onları görenler, konuyla ilgili hiçbir bilgileri olmasa dahi bu kişiye, “Ne oldu, neyin var, hasta mısın?” gibi bir soru sormak zorunda hissederler kendilerini. Her zamanki kişiliklerine göre çok bezgin, yorgun, bitkin, durgun, neşesiz bir tavır içerisindedirler. Normalde gösterdikleri ahlaka göre çok daha tahammülsüz, çok daha ters, sinirli ve gergin bir halleri vardır. Kendilerine, “Neyin var?” diye soran insanlara da, yine aynı bitkin ve ters ruh hali içerisinde çeşitli cevaplar verirler. Her zaman dikkatlerinin açık olduğu konularda dikkatlerini daha kapalı hale getirir, her zaman ilgili oldukları konularda çok daha ilgisiz ve umursuz bir tavır gösterirler. Yardıma ihtiyacı olan birine karşı daha insaniyetsizlerdir. Kendilerine güzel bir söz söyleyen, sevgi, ilgi gösteren birine karşı çok daha soğuk, mesafelidirler. Etraflarındaki nimetleri gereği gibi göremeyen, sanki dünyanın en büyük felaketine uğramış (-ki böyle görünen olayları da Allah büyük hayır ve hikmetlerle yaratmıştır-) ve sanki en mağdur insanıymış gibi bir hal içerisindedirler.
Elbetteki, küçük bir bağaşrısı, mide ağrısı ya da günlük bir yorgunlukta bile bu şekilde kişiliklerini değiştiren insanlar, bunlardan çok daha büyük hastalıklarla karşılaştıklarında nasıl bir ahlak göstereceklerine dair çevrelerinde şüphe oluştururlar. Ve normal şartlarda; herşey istedikleri gibi olduğunda, bütün nimetler, kolaylıklar, rahatlıklar ellerinin altında olduğunda gösterdikleri güzel ahlak ve kişilik de, böyle zamanlardaki tavırlarıyla birlikte, tamamen şüpheli hale gelmiş olur.
Oysa ki insanın, sağlam kişiliğin asıl anlaşılacağı anların, bu şekilde zorluk, hastalık zamanları olduğunu bilmesi ve bu tarz durumlarda özellikle dikkatini açarak Allah'ın en beğeneceği tavrı sergilemeye çalışması gerekir. Böyle bir durumda insan, aksinin, Kuran ahlakına hiç uygun olmayan ve iman eden bir insana hiç yakışmayacak bir tavır olacağını bilmeli ve ‘her şartta sadece tek bir sağlam karakter göstermelidir’.
Elbetteki insan böyle bir durumda, içerisinde bulunduğu fiziksel zorluklara ve hastalıklara yönelik en akılcı ve en iyi tedbirleri almalı, elbetteki sağlığını korumalı, hastalığını en iyi şekilde tedavi etmeye çalışmalıdır. Bu konuda olabilecek en fazla çabayı harcamalıdır. Ama bu konuda gösterdiği çabayı, mutlaka güzel ahlakını sürdürmede de harcamalıdır.
Zira, nimeti de sıkıntıyı da yaratanın Allah olduğunu ve bunların her birinin insan için mutlaka hayırlı olduğunu bilen bir insanın hastalıklar karşısındaki tepkisi, zaten yine ancak Kuran ahlakıyla olur. Nasıl ki Allah onu nimet içinde, huzurlu, rahat, konforlu bir ortamda yaratıyorsa, hastalıkla birlikte bu nimetleri eksilten de yine Allah'tır. Hastayken de insan, yine saymakla bitiremeyeceği kadar çok nimet içerisindedir. Yine Allah'ın rahmeti, şefkati, sevgisi, yakınlığı, lütfu ve koruması altındadır. Aklındaki iman gerçekleri hakkındaki bilgiler yine aynıdır; Allah'ın rızasının herşeyin üstünde olması, ölüm, ahiret, hesap günü, cennet, cehennem aynı şekilde tüm gerçeklikleriyle yine vardır. Öyleyse bu gerçekleri bilen bir insanın, kişilik değiştirmeyi, farklı karakter özellikleri göstermeyi makul görebilmesi de mümkün değildir.
Elbetteki insanın bir yeri ağrıdığında, bir rahatsızlık duyduğunda bu fiziksel açıdan çeşitli şekillerde dışa yansıyabilir. Fakat ahlakta ve üslupta bir değişiklik olmasının kabul edilebilir bir yönü yoktur. Aksine müminin, küçük de olsa büyük de olsa her hastalığı, Allah korkusunun artması için, Allah'a şükretmek, Allah'ın nimetlerini anmak, rahatlığın, sağlığın, sıhhatin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu takdir etmek, insanın aczini ve Allah'a olan muhtaçlığını daha iyi kavramak, kısacası daha güzel ahlaklı olmak için bir vesile olarak görmesi gerekir. Mümin bir kimse tüm bu vesilelerin insanları Allah'a yakınlaştırabilecek çok kıymetli anlar olduğunu bilerek elinden gelen çabanın en fazlasını harcamalıdır.
Allah Kuran'da, müminlerin özel olarak böyle durumlarla deneneceklerini ve sonsuz cennet hayatının da ancak bu anlarda gösterilen güzel ahlak ile mümkün olacağını şöyle bildirmiştir:
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.(Bakara Suresi, 214)
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Biz'e döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.(Bakara Suresi, 155)
İnsanın hayatındaki ani değişiklikler, sürpriz gelişmeler, beklenmedik iniş çıkışlar, insan için özel yaratılan büyük güzelliklerdir.
Kimi insanlar çok sakin ve düzenli bir hayatları olsun isterler. Ani ve sürpriz gelişmelerle karşılaşmadan, büyük iniş çıkışlar yaşamadan, hayatlarının sonuna kadar alıştıkları gibi bir yaşam sürmeyi hayal ederler.
Söz konusu kişilerin bu tercihlerinin sebebi ise, elbetteki kendileri için en iyi olanın bu olduğunu zannetmelerindendir. Hayatları ne kadar tekdüze ve ne kadar sakin olursa, alıştıkları düzen ne kadar az bozulursa, o kadar mutlu olacaklarını sanırlar.
Oysa ki bu her zaman için insana fayda getirecek bir istek değildir. Bazen insanın hayatındaki düzgünlükler, yaşam tarzındaki sabitlikler, kişiye umduğu faydayı sağlamaz. Tam tersine, bu kimse için asıl kazançlı olan, hayatındaki ani gelişmeler, sürpriz olaylar, büyük inişler ve çıkışlar olur.
İnsan sınırlı bir akla sahip olduğu için, kendisine asıl fayda sağlayacak olan şeyin gerçekte ne olduğunu bilemez. Ama Allah sonsuz akıl sahibidir. Ve Allah, dünya hayatındaki iniş çıkışları, kimi zaman zorluk, sıkıntı, yokluk veya hastalık gibi eksiklikleri, kimi zaman da nimet artışlarını büyük hikmetlerle yaratmaktadır.
İnsan ruhu, sakinliği, alıştığı gibi yaşamayı, büyük sürprizlerle karşılaşmadan, beklentileri doğrultusunda yaşamayı sever. Elbette bu şartların insana sağladığı belirli bir konfor, huzur ve rahatlık vardır. Ancak sakinliğin, durağanlığın, tekdüzeliğin ve rutin bir hayat tarzı içerisinde yaşamanın zararları da vardır.
İnsanın alışkanlıklarının dışına çıkmadan yaşamak istemesinin altındaki en önemli sebeplerden biri, bu durumda kişinin zekasını, aklını, vicdanını, iradesini olabilecek en minimum düzeyde kullanma ihtiyacı oluşmasıdır. Böyle bir yaşam tarzında insan, kafa kullanmadan, risk almadan, deneyip yanılmadan, ezberlediği ve defalarca test edip onayladığı kurallar içerisinde, en az hata yapacak şekilde yaşama imkanı elde etmiş olur.
İnsanın hayatında meydana gelen ani değişiklikler, sürpriz gelişmeler, beklenmedik düşüşler ya da çıkışlar ise, insanın aklını maksimum derecede kullanmasını gerektiren durumlardır. Hızlı ve seri şekilde kafa kullanmak, ani ve akılcı kararlar almak, şartların değişmesi için gereken tedbirleri bulup uygulamak, risk alıp cesur ve kararlı davranmak, hayati girişimlerde bulunabilmek bu tür durumlarda neredeyse zaruri birer ihtiyaç halini alır. Normal akla sahip bir insanın- zorluk ve sıkıntılar karşısında, umursuz, sakin ve ilgisiz bir tavrı olması genelde mümkün olmaz. Kişi, ister istemez, içerisinde bulunduğu durumdan; yüzleştiği maddi ya da manevi zorluklardan kurtulmanın yollarını aramaya başlar.
İşte o anda pek çok insan belki çok önemli bir gerçeğin farkına varmaz. Ancak içerisinde bulunduğu zor şartlar; düzenini bozan, alışkanlıklarını terk etmesine sebep olan, onu yaşadığı sakin hayattan uzaklaştıran ani gelişmeler, aslında onun için yaratılmış çok büyük nimetlerdir.
Çünkü insan ruhu kendi haline bırakıldığında, kendi kendine gelişecek bir yapıda değildir. Gerçekten sabırla, iradeyle emek verildiğinde bir ilerleme kaydedebilir.
İşte Allah'ın bir insanın hayatında yarattığı sürprizler, ani düşüşler, sürpriz yükselmeler, zaruri değişiklikler, insanın çok hızlı ilerleme kaydedebilmesinin çok önemli ve etkili bir yoludur. İnsan kendini ne kadar eğitmek ve geliştirmek istese de, kendi kendine hayatında böyle beklenmedik değişiklikler oluşturamaz. Ama bu tür şartlarda oluşan doğal zorlanma, kişiyi, gücünü en üst noktasına kadar kullanmaya adeta mecbur eder. Dolayısıyla -o an için kişinin nefsinin o kadar hoşuna gitmese ya da gerçekten çok zorluk çekse bile- karşısına çıkan bu olaylar onun için büyük birer nimete dönüşür.
İnsan kişiliği içten ya da dıştan kararlı bir baskıyla karşılaşmadığı sürece çok zor değişir. Bir insanın böyle bir değişiklik yapabilmesi için çok ciddi bir irade göstermesi gerekir. Ciddi şekilde vicdan ve akıl kullanması; çok dirençli ve sabırlı olması gerekir. İşte Allah'ın –imtihanın bir gereği olarak- hayat içerisinde yarattığı değişiklikler, insana bu konuda büyük bir kolaylık sağlar. İnsanın kişiliğinde hızlı değişmeler ve gelişmeler yaşamasına vesile olur.
Bu nedenle insanın, hayatında hep alıştığı şeyleri aramak ve eksiklikler olduğunda bundan rahatsız olmak yerine, Allah'ın yarattığı değişikliklerde hayır ve hikmet görmesi; bunlardaki güzellikleri yakalamaya çalışması gerekir.
Örneğin bir insan işine, akrabalarına, dostlarına ya da okuluna çok yakın bir semtte oturur ve kurduğu bu mükemmel düzenden ve bunun kendisine sağladığı kolaylık ve konforlardan dolayı da çok mutludur. Ani bir zaruret sonucunda buradan taşınmak zorunda kaldığında, pek çok konuda alıştığı konforu kaybedeceği ve çeşitli zorluklar yaşayacağı için huzursuz olur. Halbuki yeni taşınacağı yer onun için özel yaratılmıştır. Orada kendisini bekleyen özel olaylar, yeni dostluklar, yeni gelişmeler vardır. Allah orada onu, “hiç ummadığı bir yerden rızıklandıracak, bereketlendirecek, geliştirecek ve nimetlendirecek olabilir”. Ya da bunun tam tersi olacak ve kişi daha önce hiç karşılaşmadığı zorluk ve sıkıntılarla yüzleşmek zorunda kalacak olabilir. Ama bu zorlanma sonucunda kişiliği gelişecek; eksik olduğu bir çok konuda kendini aşacak bir imkan bulacak ve yeni özellikler, yeni yetenekler kazanacak olabilir.
Ya da pek dışadönük ve konuşkan olmayan, insanlarla rahat iletişim kuramayan, rahat davranamayan bir kişi, çözümü kendi halinde yaşamakta ve gerekmedikçe kimseyle diyalog kurmamakta bulmuş olabilir. Ve kurduğu bu düzen içerisinde hem rahat ediyor hem de risk almaktan kurtuluyor olabilir. okulunda ya da işyerinde böyle bir kişiye insanlarla tek tek iletişim kurmasını gerektiren bir görev verildiğinde, o kişi sözde başına büyük bir felaket geldiğini düşünür. Gerçekten de bu, onun gibi bir insan için bir sorun ve zorluktur. Ama bu kişi, ancak böyle bir dayatma sonucunda kişiliğini değiştirmek zorunda kalacaktır. Kendi haline bırakılacak ve alıştığı sakin hayat şartlarına devam edecek olsa, hayatının sonuna kadar kendini değiştirmeyecek, konuşkan ve dışadönük bir insan olamayacak olabilir.
İşte insan bunların hiçbirini bilemez. Ama Allah hepsini ve herşeyi bilir. Ve insan için en güzelini yaratır. Kişinin Allah'a çok güvenmesi ve –her ne olursa olsun- dünyanın en büyük eksikliği, en büyük zorluğu da olsa, hepsinde binlerce hayır ve hikmet gizlendiğini bilmesi gerekir. Bu gerçeğin şuurunda olduğunda, Allah ona dünyadaki ve ahiretteki her şeyin en güzelini yaşatacağını vadetmiştir:
(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)
Mehdi’nin çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır.”(Kıyamet Alametleri, s. 200)